buca escort karşıyaka escort

bahçeşehir escort

gaziantep escort

10.5 Gazete

MÜSLÜMANLARIN DİNİ İLE YÜZLEŞMESİ VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

MÜSLÜMANLARIN DİNİ İLE YÜZLEŞMESİ VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Aydın Özen
Aydın Özen( aydinozen@gmail.com )
08 Ağustos 2020 - 10:19

Son günlerde gündem olan İstanbul Sözleşmesi hakkında yazmak istedim. 2011-2012’de imzalanan ve ardından iç hukuk düzenlemesine gidilen 6284 sayılı Kanun ve belki de diğer yasalarla “uyum yasaları” çalışmaları süren “Kadına Şiddetin Önlenmesi” konu başlığındaki sözleşme.

Şahsen 2018 sonunda bir Tv programında konu edilmesiyle ilk defa duyduğum ve araştırdığım, şimdilerde ise gerek Twitter ve sosyal medyada ve ülke gündeminde olan bir konu.

Konuyu farklı kılan tartışmanın tarafları. Sözleşmeyi hayata taşıyan Ak Parti Hükümeti ile muhafazakar kimlikle oy veren bir kısım Ak Partili düşünürler arasında gerilimin büyümesi. Gn.Bşk Vekili Numan Kurtulmuş ve bazı Milletvekillerinin Sözleşme aleyhinde ve dahi dün Ak Parti Kadın Kolları Başkanı ve Meclis Başkanının da Sözleşme lehinde beyanları sosyal medyada paylaşıldı.

KADEM isimli STK, ASAP ve M.İslamoğlu gurubu ve bazı İslami tandanslı entelektüel görünümlü kişi ve guruplar konuya İstanbul Sözleşmesi metninin doğru olduğu iddiasıyla Cihan Aktaş gibi yazarlarda tarihteki kötü tecrübeleri örneklemek suretiyle http://cihanaktas.net/2020/08/07/istanbul-sozlesmesi-daha-iyinin-engeli-degil/ sözleşmede var olan hatalar için “Daha İyinin Engeli Değil” slogan cümlesiyle destek oldular.

Aslında Sözleşme ortaya çıktığı tarihte İslami hassasiyeti daha güçlü olan kitleler sözleşmenin içeriğinden haberdar olamamışlardı. Bahse konu tarihlerde Meşruiyet, Darbe, One Minute sonrası gelişmelere, Suriye ve bugün Fetö diye isimlendirilen Cemaat oyunlarıyla meşguldük. İlerleyen süreçte Av.Muharrem Balcı çalışmalarıyla İstanbul Sözleşmesi kamuoyuna duyurdu. Aile Akademisi “http://aileakademisi.org/” isimli site Prof.Dr.Burhanettin Can ve diğer entellektüeller de konuya dair görüşlerini belirttiler ve çalışmalar yaptılar.

Son dönemdeyse Yazar Abdurrahman Dilipak açıktan sözleşmeyi en sert dille eleştirdi. Dikkatlerin artmasına neden oldu. Bugün A.Dilipak’ı savunmak refleksiyle eski RP’liler, beraberinde sosyal medyada ağırlıkla Tarikat Kültürüyle yaşamayı tercih edenler dışında başkaca taraftar henüz ortaya çıkmadı.

BEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE KARŞI OLANLARDANIM.

A.Dilipak’ın konuyu sert ifadelerle eleştirmesi sonrasında Sosyal Medya paylaşımlarında da konuya dair eleştiriler yapılınca Sözleşme taraftarı iki eleştiri diğer seçeneklerin önüne geçti.
– Sözleşmenin tarihi 2011, Onayı 2012 bugün 2020. Ne oldu da 8 yıl susuldu?
– Sözleşmenin metnini okumadan SLOGAN ve TAHRİF amaçlı karşı çıkıyorsunuz. Daha iyi bir projeniz İlmi bir çalışmanız var mı?

Başkalarını bilmem ama benim için çok komik gerekçeler bunlar. Hukukçu değilim. Ama Suç tanımı yapıldığında ceza oluşturmak için sözleşme gerekmesi…! Bence burada bir yanlışlık var. Bildiğim ilk önce Anayasa ve Yasa çıkar, sonra Yönetmelik yayınlanır. Henüz ortada yasa yok! Sözleşme var ona göre yasa çıkacak. Sonra bu Sözleşme detay inceleme yapılırsa 6 tür insan çeşidi çıkıyor. Biz ise sadece Erkek ve Kadın olarak iki cins tanıyor ve kabul ediyoruz. Bu durumda bütün yasaların değişmesi gerekmez mi?

Konuyla ilgili çalışma ve fikir üretme içinse, fikrim var ama böyle bir çalışmadan haberim yok. Ama bugün öğrendiklerimle bu Sözleşmenin iptal edilmesi için yeniden 86 yıl gerekse uğraşacağım.

O zaman soralım İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? NEDEN KARŞIYIM?

Öncelikle Google’a “Resmi Gazete, İstanbul Sözleşmesi” yazıp ilgili nüshayı buldum. Onay yazısının altında “Türkçe,İng.,Fra.” 3 metin seçeneğinden Tr-İng iki seçeneği indirip dosyama kaydettim. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.htm

Hemen başında TR ve İNG metni diyorum. Çünkü her iki çeviri aynı değil. Devlet’in her şeyi açık, net, şeffaf ve kalıp diliyle yazdığını bilirdik ama öyle değilmiş! Devlet kelimeleri GİZLEYEREK de yazarmış! Artık ne gaye güdülüyorsa? O nedenle İng.metni ıskalamayın.

81 maddelik sözleşme metnini yavaş yavaş okudum. Farklı bulduğum anlamadığım bölümleri Word dosyası haline getirdim. Çalışmamı buradan başlattım.

Sözleşme metninde 24 kez geçen daha önce hiç duymadığım, söz ve yazılarda karşılaşmadığım “TOPLUMSAL CİNSİYET” kavramıyla karşılaştım. Sözleşmenin konu-gerekçe-öznesi “Kadına Şiddet” diye sunulsa da okuduğunu anlayanlardan olduğunuza inanırsanız aslında ÖZNENİN TOPLUMSAL CİNSİYET olduğunu kolayca görebilirsiniz.

Sözleşmenin Giriş kısmında, mehaz aldığı metinlerini “hatırda tutarak” ibareleriyle tanımlamasının ardından 3.paragrafta

““Kadınlara yönelik şiddetin TOPLUMSAL CİNSİYETE dayalı şiddet şeklindeki YAPISAL NİTELİĞİNİN ve bu şiddetin, erkeklerle kıyaslandığında kadınları ikincil konuma zorlayan temel sosyal mekanizmalardan birisi olduğunun bilincinde olarak;”

Sözleşmenin “Tanımlar 3 maddesi c” bölümünde bu kavrama dair açıklama yapılıyordu
“ kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve niteliklere “

Açıklamayla metni birleştirdiğimde;
“Kadınlara yönelik şiddetin “kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve niteliklere” dayalı şiddet şeklindeki YAPISAL NİTELİĞİNİN ve bu şiddetin, erkeklerle kıyaslandığında kadınları ikincil konuma zorlayan temel sosyal mekanizmalardan birisi olduğunun bilincinde olarak;”

Sözleşmenin başında yapılan bu tanım çok önemliydi ama ben anlam veremiyordum. Nasıl olurda KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN YAPISAL NİTELİĞİ “Toplumsal Cinsiyet” isimli bir tanımda olabilirdi? Büyük katil Toplumsal Cinsiyet kim ve ne?

Google’a “GENDER” yani Cinsiyet kelimesinin İngilizcesini yazıp arama yaptırdım. https://en.wikipedia.org/wiki/Gender#Feminist_theory_and_gender_studies
Merak edenler için, Chrome sayfayı doğrudan çeviriyor. Açıklamaların tümünü okudum. En alt kısımda Gender konulu Akademik çalışma not ve adreslerini gördüm. İmkan dahilinde çoğunu okudum.

Bizim Sözleşme içinde yapılan tanımda “Roller, Davranışlar, Eylemler ve Nitelikler” kelimelerinin Türkçe de anladığımız sözlük karşılıkları olmayıp her birinin KONU BAŞLIĞI olduğunu ve onlarında ALTLARINDA BİRÇOK KONU olduğunu gördüm.

Hepsine bir güzel çalıştım. Notlar aldım, karşılaştırmalar yaptım, diğer bağlantılı metinleri araştırdım ve “Toplumsal Cinsiyet” kavramının aslında ne anlama geldiğini öğrenmiş oldum. Ardından tekrar İstanbul Sözleşmesi metnini incelemeye başladım. 30’da fazla tespit ettiğim konuları teker teker yeniden inceledim.

KADEM yetkililerini ve konuyu anlattığını sanan SÖZDE Entellektüellerin! Gerçekliği tartışmalı konuşma ve taraftarların yazdıklarını tekrar not alarak çalıştım. A.Dilipak başta olmak üzere Av.Muharrem Balcı konuşmaları, Aile Akademisini ve çok bilgilendiğim Prof.dr.Burhanettin Can beyin yazılarını okudum.

Şahsen tanıdığım “Kur’an’ın anlattığı gerçekleri” aynı sahada olanlardan çok daha ileri düzeyde yakaladığına şahit olduğum Prof.Dr.Abdülaziz Bayındır hocayla bu konu özelinde yazıştım ve konuştum.

İstanbul Sözleşmesini yukarıda alıntıladığım metin üzerinden değerlendirmenin konuya yeterince açıklık getireceği gerekçesiyle bu yazıyı hazırladım.

TOPLUMSAL CİNSİYET
Dünya Sağlık Örgüt, Psikiyatri çalışmaları, Feministlerin Görüşleri, Biyoloji ve Tıp merkezli çalışmalar, Felsefe, Psikoloji ve Sosyoloji konulu Akademik çalışmalarının tümünde özet ve ortaklardan hareketle;

İnsanın iki tür cinsiyeti vardır.
İlki BİYOLOJİK CİNSİYET, anne karnına düştüğü andan Buluğ çağına kadar (Feministler doğuma kadar diyor) belirlenen ERKEK, DİŞİ ve İNERTSEKS (Çift Cinsiyetli doğum) olarak tanımladığımız cinsiyet.

İkincisi TOPLUMSAL CİNSİYET, İnsanların edindikleri bilgiler, oluşturdukları ortak kültürler, değerler, Ahlaki kural ve Kabuller, yazılı ve sözlü hukuklar, DİN (Referans alınan metinler İnsan Ürünü kabul ediyor) Aile, Akraba… vs yani kazanılan bütün değerler.

MÜSLÜMAN OLARAK BAKIŞ
Allah Teala Kur’an’da insanın yaratılışı konusunda bugün Müslümanların pek de ilgisini çekmeyen maalesef hiç bilmedikleri çok ciddi ayrıntılardan bahseder. Bütün bir alemin çeşitliliğine kıyasla tek farklı yarattığı tür olarak İNSANI tanımlar.

Tek farklı olarak yarattığı insanı da İnsan Suresi 76/1-3 ayetlerinde İMTİHAN gerekçesiyle yarattığını ve o nedenle İŞİTİR ve GÖRÜR kıldığını ifade eder. Sonra 3.ayette “Ona DOĞRU YOLU gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.”der. İnsan dışında Cinleri de İmtihanın parçası olarak başka biçimiyle anlatır.

Yaratılışın gerekçesi İMTİHAN, imtihanın konusu da insana verilen GÖRDÜĞÜNÜ, İŞİTTİĞİNİ değerlendirip TERCİH OLUŞTURMA kabiliyetleri…

İlk insan ve Eşini “Nefsin Vahide” dediği Döllenmiş yumurta ile topraktan İsa a.s. dışındakilerin tümünü de Erkek ve Dişi olan EŞ’in birleşmesinden yarattığını ve her aşamanın tek tek ayrıntısını ve Kıyamet Gününde yeniden yaratılışın nasıl ve hangi metotla yapılacağını da açıklar.

Mü’minun 23/12-14 “….. Sonra o nutfeyi alaka yaptık. O alakayı bir çiğnem et parçası yaptık. O et parçasını kemiklere dönüştürdük. Sonra kemikleri etle donattık, SONRA ONU BAŞKA YARATIK HALİNE GETİRDİK…”

Secde 32/7-9 “….Sonra (organlarını tamamlamış) dengesini kurmuş ve ona RUHUNDAN ÜFLEMİŞ; (böylece) size DİNLEME, İLERİ GÖRÜŞLÜ OLMA (BASİRET) YETENEĞİ VE GÖNÜLLER vermiştir.

Ayetler arası ilişkiden RUH’un üflendiği zamanın insanın anne rahmine düştüğünden 103 gün sonra olduğunu öğreniriz. (Tevbe 9/36, Ahkaf 46/15, Lokman 24/14)

Burada konu edilen RUH çok önemlidir. Üflenen Ruh sonrası verilen İşitme-Görme-Kalb (Tercih Oluşturma) yeteneği İMTİHANIN konusudur. Yani RUHUN Fonksiyonları İMTİHANIN konusudur.

İnsan Ruh sayesinde TERCİH OLUŞTURABİLİR. İnsan dışında hiçbir mahlukun (Canlı-Cansız) RUHU yoktur. O nedenle bilhassa Canlılık fonksiyonuna sahip olan insan dışındaki Hayvanlar imtihana tabi değildir.

O nedenle insan hem bedeni/hayvani ihtiyaç ve programı hem de Ruhi/Tercihe dayalı kurallarını oluşturduğu ya da tanımla kurallara uyduğu şekliyle yaşar.

Sadece İnsan BİLGİ ÜRETİR ve BİRİKTİRİR. Tabiatta bir tek insan doğduğu şekliyle yaşamını sürdüremez. Derisi ayırıcı bir özelliktir (BEŞER kelimesi). Mutlaka derisini örtmesi, öğretilmesi ve öğrenmesi gereken canlıdır. Bu nedenle insanın İMTİHANI Doğduğunda değil ön öğrenme süresi sonunda BULUĞ ÇAĞINDA başlar.

Bu yönüyle BİYOLOJİK CİNSİYET tanımıyla bir yere kadar örtüşür. Fark, İnsan anne karnında 103.günde üflenen Ruh ile öğrenme süreci başlar ve buluğa kadar öğrenme devam eder.

Allah Teala, Rum 30/30 ayetinde insanı FITRAT üzerine yarattığını, Fıtratına da DOĞRU DİNİ koyduğunu, Şems 91/8 ayetinde İyiliği/Kötülüğü İLHAM (fısıltı) şeklinde anlık MESAJ olarak insana bildirdiğini belirtir.

Tüm bunlara ilave olarak RESUL gönderir. KİTAP olarak gönderdiğinde ilave açıklamaları ve sınır şartları belirtir, Örnekleme/HİKMET METOTUDUNU GÖSTERMEK için de kendi toplumundan Nebileri/Peygamberleri gönderir.

Bu anlamda, Cinsel yapı bedeni bir yapı olarak vardır. O nedenle Cinsellik Bedenidir diyebiliriz. Ama Evlilik İnsanidir. Yani Evli ya da değil yapılan eylem aynıdır ama İnsan iseniz ve İmtihana tabi iseniz Evlilik bir Kuraldır. Cinsellik bir Hak Evlilik Referans Metinlerin yaşama uyarlanmış biçimidir. Meşru olan Evliliğin sorumluluk ve Hakları vardır. Boşanma ve Ölüm halinde Miras Hukuku vardır.

Özet olarak prototip insanda bedeninde AKIL (Doğru Bilgi depo ve melekesi) ile doğru bilgiler Fıtratında vardır, RUH FONKSİYONU tercih edilen Söz ve Davranış karşısında anlık mesaj iletilir ve REFERANS METİN/KİTAP ile Örnekleme, rol model/elçi davranışları bütünlüğünde serbest insiyatif alanı oluşturulur.

Ne için İMTİHAN amacıyla. Dileyen Cennete dileyen Cehenneme gitsin diye.

Donanımlı olarak yaratılmış olan insan ilişkilerindeki tercihlerinde hürdür. İlk insan Adem’e a.s. yazmak dahil her şey Rabbi tarafından öğretilmiştir. Aynı zamanda sosyal bir varlıktır. Öğretmeni Allah olan Adem a.s. “yaklaşma” denilen ağaca yaklaşarak suç işlemiş, Suç-Ceza bağıntısı gereği Cennetten kovulmuştur. Oğulları Habil ve Kabil tercih sonucu diğerini öldürmüştür. Yani hata insanın tercihinin sonucunda meydana gelen bir durumdur.

“İnsan-Suç-Ceza” ile “İnsan-Eylem (söz ve davranış)-Cennet/Cehennem” biri diğerinin eşdeğerinde olan mantıktır.

SUÇUN GEREKÇESİ İNSANIN TERCİHİ OLMASIDIR. Elbette İnandığı Yanlış doğrular da bunun gerekçesidir ama KİTAP yanlışı ÖLÇÜ olarak ortaya koyar.

“KÜLTÜR, GELENEK, YASA-YÖNETMELİK- AHLAK” OLUŞUMU ve YERİ”
İnsan, kendisine verilen kabiliyetlerden hareketle öğrenme sonucunda gelişir, değişir ve büyür. Öğrendiklerinden biriktirdikleri/büyüttükleri ve çevre ilişkileri irtibatları sonucunda oluşan bütüncül değerlere sosyal değerler diyoruz.

Ölçeğiyle doğru orantılı olarak Aile, Mahalle, Çevre ve Toplumun Ülke ve İnsanlık olarak büyüdüğü kadar geniş bir alan tanımına ulaşır. Her birimin sonuna eklediğiniz Kültür ve tüm insanlığın konu edildiği kısma da evrensel doğrular dediğimiz değerler sistemidir.

İnsanın Referans metinlerin çizdiği sınırlardan ilham alarak geliştirdiği davranışlarıyla ve biriktirdiği bilgiyle, tecrübeyle ürettiği Kültür, Gelenek, Yasa, Ahlak kavramları HAKEM Kavram İlahi metinle çelişmez ise MARUF denilir. Çelişenlerin düzeltilmesi istenir.

Bir “insan/Aile/Mahalle/Bölge/Millet/İnsanlık “ ürettiği konu ve kavramlar doğru da olur yanlış da. Doğru olduğunu sandığınızın göreceli olduğunu da dikkate alarak Mutlak Doğru Metinle kıyas eder, kaçırdığınız doğruya ulaşabilirsiniz.

KADINA ŞİDDET KONULU TECRÜBELER

Yazımın başlangıcında konu ettiğim ve linkini de verdiğim Cihan Aktaş’ın halihazır durumu anlatan güzel yazısını en sınırlı özet olarak görelim. Kur’an’da HUDUDULLAH kavramı 14 yerde geçer. Çok üzücüdür ki bugünkü Fıkıh Külliyatımızda “Bunlar Allah’ın Sınırlarıdır sakın aşmayın” denilen bütün sınırlar aşılmıştır.

Nikah konusunda emredilen hükümler uyduruk mehir dışında Müslümanlar tarafından bilinmemektedir bile. Misal, NAMUSLU olma şartı, Zina Etmemiş olmaları gibi. Peki siz hiç duydunuz mu Kız isteme ve verme aşamasındaki görüşmelerde Zina’nın şart olarak sorulduğunu? Kur’an böyle yap diye emrediyor ama Müslüman yapmıyor!

Aynı şekilde Boşanma konusunda da aynı durum. 58 yaşındayım, bu güne kadar Kur’an’da emredilen ölçüye göre bir tek boşanma hikayesi ne gördüm ne de duydum.

Kadına konulan sınırlamaların bir çoğunda söz sahibinin anne-baba-eş-büyük-yetkili ölçüye dikkat etmediklerini, muhatabın TANRISI OLMAK ile anne-Baba-Eş-Büyük-Yetkili kavramlarını karıştırdıklarını gördüm. Kendi kıskanç duygularını KÜLTÜR diye sunduklarını gördüm.

Tarihte ve kısmen bugün evlilik tercihlerinde kadını evliliğin tarafı olarak kabul ettiklerine şahit olmadım.

Çocukların evlendirilmesi konusunda Kur’an’ın açık hükümlerine rağmen, Yalan Nakillerle Ayşe annemizi iftira ile 9 yaşında evlendiren, Ayetlere açık aykırılığa rağmen esir kadınların cinselliğini odalık olarak kullanılmasını meşru gören, Mirastan almaları gereken hakkı hiç vermeyen bir toplumda doğup, büyüdüm.

Allah’ın indirdiği metinlerin anlamlarını bile çarpıtmaktan, değiştirmekten, Ceza vermek hakim kararına bırakılmışken, eşin cezasını döverek verilebileceğini iddia eden külliyatlar ise hala elimizde.

Kötülükler ve zulüm her daim elimizde, manivela kolu olarak kullandığımız gerekçelerin neredeyse tümünün adresi ürettiğimiz sosyal değerlere yıkılmış durumda.

Kadına şiddet her an yaşadığımız hastalık halinde üretilen kötü bir fiil olarak önümüzde durmaktadır. Tarihin tecrübeleri bize iyi hikayeler bırakmadı. Bugün yaşananlar görünürde dünden fazla denilse de İletişimin nimetleriyle ilgi değerlendirme olduğunu da gözden kaçırmamalı yani dün ile bugün arasında fark olduğunu düşünmüyorum.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ANALİZİ

Yazımızın başına dönecek olursak, Sözleşmenin öznesi Kadına Şiddet olarak gösterilse de asıl özne “Kadınlara yönelik şiddetin YAPISAL NİTELİĞİ TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ŞİDDETTİR” sözünde konu edilen ve metin içerisinde 24 kez tekrarlanan TOPLUMSAL CİNSİYET kavramıdır.

“Toplumsal Cinsiyet” sözü metnin alındığı kaynakta ifade edildiği biçimiyle İlahi metinler de dahil Kültür, Gelenek, Ahlak ve tüm tecrübelerdir. Yani “REFERANS doğru yoktur, tümü yanlıştır” kabulünü olmazsa olmaz şart olarak sunduktan sonra “bahis konusu KADINA ŞİDDET ise çözümüm şunlardır.. “diyerek dizilmiş metindir.

Adem’in a.s. çocuklarının örneğini verdik, Habil ve Kabil çatışmasını. Ölümle sonuçlanan saldırının gerekçesini KÜLTÜR, DİN, GELENEK de mi aramalı? Bu değerleri kullanarak kendini temize çıkarmaya çalışan Habil’in marifetinde mi?

İstanbul Sözleşmesi yeni bir DİN icat etmek istiyor. Batılı metinlerde daha net ayrıntılar var. Suçlu olan Toplumsal Cinsiyeti yani Buluğ çağından sonra öğrenilen bütün birikim/tecrübe ve doğruları rafa kaldırıp yerine İnsanı 6 cinse ayıran “L, G, B, T, I, Q “ harfleriyle ürettiği yeni CİNSİYETSİZ İNSAN şeklini tarihin en ağır baskısı altında ezilmiş KADIN toplumunun İSTİSMARI üzerinden yürütüyor.

İstanbul Sözleşmesi ve bağlantısında olan metinlerin hiçbiri İnsanın yaşam kalitesini artırmaya yönelik dahi şiddet gibi vurucu anlamı sonlandırmaya yönelik bir çalışma asla değildir.

En küçük örneği ile suçu tarif ederken kullandığı dile bakalım;
“….kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan TOPLUMSAL CİNSİYETE dayalı her türlü eylem..

İki farklı açıdan inceleyelim.
İlki Şiddet tanımını yaptığı 4 parametre var. İkisi anlaşılır netlikte ama “Psikolojik ve Ekonomiye zarar” ne demek ve sınırları ne? Her iki tanıma ait ölçü yok. Peki nasıl belirlenecek? Kanaate dayalı olarak. Referans ne? Yok.

İkincisi ise daha da ilginç. Konu edilen şiddet unsurları İnsanın kazanımı olan bütün doğru olduğuna inandığı değerlere (Toplumsal Cinsiyete) dayalı her türlü eylem…Ekstrem örnek olsun, misal kardeşlerin cinselliği yasaktır. Neye göre? Toplumsal Cinsiyete göre. Böylesi kötü bir fiil önümüze geldiğinde SUÇ-CEZA ilişkisini nasıl kuracaksınız? Bu ilişki anında tanımı kapalı şiddet unsurlarının oluşmasını mı baz alacaksınız?

“Madde 3 Tanımlar … b.) “aile içi şiddet”, aile içerisinde veya hanede veya, mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya PARTNERLER arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi anlamına gelir.”

Şimdi metni anlamaya çalışalım.
Konu başlığı, Aile İçi Şiddeti örnekliyor.

Aileyi de 3 ayrı tanımla ayırt ediyor.
a-Aile İçerisinde,
b-Hanede,
c-Aynı evi paylaşırsa

Sonra; Aile İçerisinde; Eskiden Eş olan veya Şimdi Eş olan veya PARTNER olanlar arasında meydana gelen 4’lü şiddet eylem türü anlamına gelir.

Partner, İngilizce bir kelime ve maalesef biz Türkler anlamayalım diye tercüme etmemişler! ORTAK demek. Yani Evlilik Akdi olmaksızın cinselliğini sürdüren.
Bunlar Batıdaki kavram kabulüyle Erkek-Erkek, Erkek-Kadın, Kadın-Erkek ve Kadın-Kadın olabilir.

Ey Utanmayı SUÇ diye tarif edip PARTNER’i gizleyenler, bu kavramı RESMİ, HUKUKİ metne koyduğunuzda ona HUKUK oluşturmuş olmuyor musunuz?

Partnerliğin hukukunu mu yazdınız ki şiddet kavramına koydunuz? Partnerin olan çocuğu, İlişki bittiğinde doğan hukuki haklar, öldüğünde miras, Ne olacak? Nikah eşler arasındaki Cinselliğin meşruiyeti dışında farklı bir şey mi ki Partner diye Hayvanlara has cinsellik uyguluyorsunuz?

Siz bağıra bağıra Evliliğin sonlanmasında Nafakadan kaçıyorlar diyorsunuz da PARTNER ne oluyor? O ne yapacak? Bu nasıl bir Devlet Mantığıdır ki eni sonu belli olmayan sözü Resmi Metin diye kayda alır?

Yahu Allah aşkına ! Kötü olan Din, Ahlak, Sözde Namus, Gelenek, Kültür bunları atacağız yerine hilkat garibesi, ne olduğu belli olmayan tanımı koyacağız öyle mi?

İyi de bir insan diğerine şiddet uygulasa, kişi bunu şikayet etse. Zalim de yukarıdaki değerleri saysa. Mevcut mer’i hukuka göre, Aferin al sana bir de Altın Saat mi diyorlar? Cezayı gerektiren eylem yani suçun gelenekte olması, hangi dinde varsa onda olması ne zamandan beri suçu ortadan kaldırıp da Zalim masum yaptı?

Allah’ın son indirdiği kitapta açıkça belirttiği hükümleri hafife alarak hatalarıyla yaşayanlar yüzyıl önce İslam Tarihinin en büyük kaybını yaşayarak birlikte yaşama, devlet olma gücünü kaybedip darmadağın oldular. Hala her gün sayısız kan ve gözyaşı beldelerinden eksik olmuyor.

Yıllar yılı bu topraklarda besmele çekmenin bile aşağılanıp zulme uğradığı utanılası, kimliksiz bir hayat yaşandı. Bugün derlenip toparlandığımız, ayağa kalkmaya çalıştığımız günlerdeyiz. Henüz yabancıların oyuncaklığıyla mutluluk ve gelecek sevdasını süsleyen siyasetçilerden ve aydın müsveddesi entelektüellerimizden arınamadık.

Bugün kendi aşağılık komplekslerini, mücadelesiz yaşamlarını, Kur’an’a göre hayatlarını ve hatalarını düzeltememiş, hataları tespit bile edememiş, esen rüzgara göre savrulan İlim, İrfan adamı diye caka satan Müslüman Kadın ve erkeklerimiz var.

Ama, bu yapılan yanlışların tümü, hatalı kabul ve örnekler, bilgisiz uygulamalar, eğriltilen hakikatler kaygısı müesses kabulü yıkmak olan CİNSİYETSİZ CİNSİYET Modeliyle İnsana verilen Ruhun fonksiyonlarını yok sayıp cinselliğini Hayvanlaştıran ve daha aşağısına çeken ve de bu sayede yeni bir DİN kurgusunu öneren, İnsanın Ruh fonksiyonu ile yüceltildiği noktada Hayvani özelliklere dönüşe çağıran İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN bu topluma ve İnsanlığa yapılmış İhanet olarak görüyorum.

İsra 17/15-16-17
“Kim yola gelirse kendi yararına gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi zararına çıkar. Kimse kimsenin yükünü çekmez. Biz elçi göndermeden azap etmeyiz.
Bir kenti yaşanmaz hale getirmek istersek önce oranın ileri gelenlerine emirlerimizi ulaştırırız. Onlar, orada yoldan çıkarlar ve cezanın şartları olgunlaşır. Sonra orayı yerle bir ederiz.
Nuh’tan sonra da nice nesilleri yok ettik. Kullarının günahını Rabbinin bilmesi ve görmesi yeter.”

Aydın Özen 8 Ağustos 2020

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

antakya escortiskenderun escortedremit escort

ankara escort

afyon escortsamsun escortagri escortescortkonya escortantep escortizmit escort